10 Haziran 2010 Perşembe

Görebildiğin Ve Duyabildiğin Her Şeyde Ben Varım - 3.Bölüm

Odasının kapısından evin holüne doğru bir adım attı Selin, ve tekrar içeriden gelecek sesleri dinlemeye çalıştı.
Çıt çıkmıyordu. Bir gariplik vardı. Her gece uykusunun en yoğun şekilde bastırdığı zamanlarda tam uyuyakalacağı sırada mutlaka birtakım sesler çıkardı, ve Selin büyük bir panikle yatağında uyanırdı. Am bu gece, tam şu anda hiç de öyle değildi.

Cesaretini toplayarak hole çıktı, iki adım daha attı, tuvaletin kapısına gelmişti. Gözlerini karşıdan hiç ayırmadan kulağını tuvaletin kapısına dayar gibi yaptı. Hiç ses yoktu. Tekrar doğruldu, ileriye doğru üç adım daha attı ve bu sefer de mutfak kapısına geldi. Artık salon kapısıyla arasında yalnızca iki adımlık bir mesafe kalmıştı. Mutfakta da hiç ses yoktu. Buzdolabı bile sanki sessizliğe ayak uydurmak için ses çıkarmıyor gibiydi. Mutfak kapısının hemen karşısındaki evin giriş kapısına gözü takıldı bir anda Selin' in. Selin eve girdiğinde her zaman anahtarıyla evin kapısını bir tur kilitler, üzerine de zinciri takardı. Ama o anda farketti ki, zincir takılı değildi. Bu durum Selin' in nabzının daha da hızlanmasına sebep oldu. Artık elleri terlemeye, ayakları ise korkudan üşümeye başlamıştı. O anda ne yapacağını düşünmeye çalışıyor, ama aklına hiçbir şey gelmiyordu.

Cep telefonu yatak odasında başucunda kalmıştı. Geri dönüp onu almaya ve polisi aramaya kalksa, bu arada çıkaracağı en ufak bir ses başını ciddi şekilde belaya sokabilirdi. O anda salondan hole doğru bir hava akımı hissetti. Sanki içeride rüzgar çıkmıştı, çok hafif bir rüzgar. Hava akımı Selin' in yüzünü yalayarak holün sonuna doğru devam etti. Ve birden çok cılız, incecik bir ışıltı gördüğünü zanneti Selin.

Kapıdan girince salon birkaç adım gittikten sonra sol tarafa  doğru dönüyordu. Selin holde mutfak ve evin giriş kapısının tam arasında salon kapısından ise birkaç adım geride durmuş başına neler gelebileceğini düşünmeye çalışıyor, ve bir yandan da artık korku tüm bedenini teslim almaya başlıyordu.

Herşey bir anda oldu !

Nasıl ve ne şekilde olduğunu anlamadan Selin kendini salonun kapısında buldu. Mutfak kapısından salon kapısına doğru attığı o son birkaç adımı hatırlamıyordu bile. Başını çevirdi, ve sola doğru baktı. Salonun en uç köşesindeki sallanan koltuğun üzerindeki ışık yanıyor, sallanan koltuk sallanıyordu...

DEVAMI - bir süre sonra...

4 Haziran 2010 Cuma

Bugünü Pas Geçmek Istiyorum...

Aslında ben de istemiyorum böyle olmasını.
Bu kadar değişken bir ruh hali nasıl yoruyor, anlatamam.
Bir gün uyanıyorum herşey tozpembe, hayat çok güzel, insanları seviyorum.
Ama o gün bitiyor, yatıyorum kalkıyorum, bir bakıyorum öyle bir gün başlamış ki,
O günü pas geçmek mümkün mü acaba diye sormak istiyorum.
Hayır, eğer böyle bir hakkım varsa, ben pas diyorum !
Ama sanırım yok, zira şimdiye kadar hiç pas geçmedi...

*******

Dün bir arkadaşımla kahve içiyorduk, o söyledi :
"Sen herşey düzelsin diye bir kıvılcım bekliyorsun,
Ama öyle bir şey yok, biliyorsun değil mi ?" diye...
Gerçekten yok mu ?
N'olur biri ya da birileri olduğunu söylesin...

*******

Tam bir yıl olmuş, işi gücü bırakıp "istirahat"e çekilmem.
Ve bu bir yıl nasıl çabuk geçti, hiç farkında bile değilim.
Bu iyi bir şey de olabilir, ya da kötü bir şey de.
Nereden baktığınıza göre değişir.
Ileriye doğru baktığımda, bu geçmi bir yıl beni korkutuyor,
Çünkü o bir yılda pek çok şey oldu, pek çok değişik tecrübe yaşadım.
Ama artık ileriye doğru gitmek, artık hayatımı kazanabilmek için yeniden bir şeyler yapmaya başlamak gerektiğini hatırlatıyor.
Geriye dönüp o bir yılı şöyle gözümün önünden geçirdiğimde ise,
"Iyi ki yapmışım !" diyorum...

Yayınımıza Kısa Bir Süre İçin Ara Vermek Zorunda Kaldık, Özür Dileriz...

Sinir hatlarımızda oluşan, pardon yani link hatlarımızda oluşan bir sorun sebebiyle yayınımıza bir süre ara vermek zorunda kaldık.
Bence alıcılarınızla oynamayın, çünkü çok fazla oynadınız mı, bir daha eski haline getirmek çok zor oluyor.
Söylemedi demeyin...

Şimdi, Türkçe sözlü hafif batı müziği ile yayınımıza devam ediyoruz...

4 Mayıs 2010 Salı

Görebildiğin Ve Duyabildiğin Her Şeyde Ben Varım ! - 2.Bölüm

Selin geçen sene arkadaşlarıyla kutladığı 40.yaş gününün gecesinde görmüştü ilk defa o sesin sahibini.
Sesin sahibini önceleri annesi, sonraları ise yüzünü hiç hatırlayamadığı, o daha 3 yaşındayken iş için yurtdışına giden ve bir daha da geri dönemeyen babası  olarak hayal etmişti hep.

Duyduğu bu ses ve o sesin kendisine anlattıklarından o geceye kadar kimseye bahsetmemişti. O kadar emindi ki o sesin onun koruyucu meleğine ait olduğuna, annesi ya da babası ne farkederdi ki...
Ama o gece parti bitip de son 5 yıldır olduğu gibi yine evine yalnız başına döndüğünde, daha kapıyı açmak için anahtarı deliğe sokarken içini bir ürperti kaplamıştı. "Bir şeyler oluyor, garip bir şeyler !" dedi kendi kendine. "Herhalde içkiyi fazla kaçırdım." diye kendine kızacaktı ki, "Doğumgünümde iki kadeh fazladan içmişim, çok mu !" diyerek normalde hiç yapmadığı bir şeyi yaptı, kontrolünü kaybetmesinin ve olağandışı bu durumun üzerinde fazla durmadı.

Kapıdan içeri girmesiyle yatmaya hazırlanması arasında geçen zaman içerisinde sanki herşeyi gözü kapalı yapıyordu. Mutfağa gidip yatarken başucuna koymak üzere kocaman bir bardak suyunu alması ve sabah kalktığında ilk iş olarak çalıştırdığı kahve makinesinin içine daha bu sabah öğüttüğü kahveden iki kaşık koyması, tuvalete gidip dişlerini fırçalaması, son olarak da salona gidip her zaman televizyon karşısında okurken uyuyakaldığı haftalık dergilerden gelişigüzel bir tane alıp yatak odasına dönmesi, her gece tekrarlanan ve sırası ya da uygulama şekli değişmeyen bir ritüeldi artık.

Ritüel yöntemine uygun şekilde yerine getirildikten sonra yatmak için yatağa girdi, dergisinin kapağını açtı ve dün gece okumaya başladığı yazının devamını okumaya başladı. Kelimeler gözünün önünde birbirine giriyor, beyaz sayfanın rengi sürekli olarak değişiyor ve uykunun ağırlığı Selin' in gözlerine iniyordu.

Tam o sırada bir sesle irkildi. Evin kapısı açılıp kapanmıştı. Evet evet, buna emindi. Ama öyle zorlamayla falan değil, sanki biri anahtarıyla kapıyı açmış, sonra da sessizce içeri girmişti. Bir dakika kadar hiç hareket etmeden bekledi yattığı yerde. İçeriden sesler duymaya çalıştı. Hiçbir şey duyamıyordu. Oysa kapının açılıp kapandığına emindi. Kalp atışları hızlanmış, tansiyonu yükselmişti. İçeride neler olduğunu merak ediyor, ama diğer yandan da neyle karşılaşacağını bilmemekten ötürü de korkuyordu. Sonunda dayanamayarak yavaş hareketlerle yatağından kalktı. Mümkün olduğunca ses çıkarmamaya çalışıyordu.Ama sonra birden bu yaptığının daha tehlikeli olduğunu anladı, ve tam tersine avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı. Belki aniden gelen bu gürültüyle evine giren her kimse kaçar ve Selin de sabah ilk iş bir güvenlik firmasını arayarak evine alarm sistemi taktırabilirdi.

Bağrışlarından sonunda kendi rahatsız oldu ve birden sustu. İçeriden gelen sesleri dinledi. Hiç ses yoktu. Her gece kalorifer sisteminden gelen, ya da üst katta yalnız yaşayan adamın ayak seslerinden ve de mutfaktaki buzdolabının seslerinden ilk taşındığı aylarda çok rahatsız olmuş, sonraları bu seslere alışmıştı. Ama o gece çıt çıkmıyordu.

Devamı - YARIN

30 Nisan 2010 Cuma

Görebildiğin Ve Duyabildiğin Her Şeyde Ben Varım - 1.Bölüm

"Beni o kadar uzaklarda aramana gerek yok. Ben senin görebildiğin her yerde, duyabildiğin her seste varım. Ama sen henüz buna hazır değilsin. Hazır olduğunda beni görecek, beni duyacak, ya da en azından sana seslendiğimi hissedeceksin. Sadece niyet et, ve sana gönderdiklerimi kabul et !" dedi bir ses, gecenin karanlığında.

Bütün gün zaten garip bir koşturmacayla geçmişti, doğru düzgün yemek bile yiyememiş, sadece iki sandviç ve kahveyle karnını doyurmuş, akşam eve geldiğinde ise yorgunluktan mutfağa gidecek bile hali kalmamıştı.
Üzerindekileri çıkarıp onları odanın köşesinde duran sallanan koltuğa doğru öylece firlatıp kendini yatağa bırakıvermişti.
Gözleri zaten yatak odasına girdiğinden beri yarı kapalıydı. Gözlerini açmaya bile yetmiyordu enerjisi. O da fazla direnmedi, bırakıverdi kendini uykunun o güvensiz kollarına.

Uyku halinden küçüklüğünden beri hoşlanmıyordu. 4 ya da 5 yaşında olmalıydı o zaman. Evlerinin yakınındaki bir yuvaya bırakıyordu her sabah annesi onu, ve akşam saatlerine kadar oradaki diğer küçük çocuklarla ve eğitmenlerle zaman geçirmesi gerekiyordu. Öğlen saatlerinde ise yemek sonrası bütün çocukları öğle uykusuna yatırıyorlardı, ve işte o zamanlarda başlamıştı uykuyla olan problemi.

Uykuya daldığı ilk dakikaların ardından yüzünü bir türlü göremediği, erkek mi kadın mı olduğunu anlayamadığı bir ses ona masallar anlatmaya başlıyordu. Doğal olarak o da masalı anlatanın annesi olduğuna inanmıştı hep. Hatta birkaç defa yuvadan akşam annesi onu almaya geldiğinde o gün dinlediği masaldaki kahramanı ve başına geleni anlattığında, annesinin yüzündeki dinlediklerinden hiçbir şey anlamadığını belli eden ifadeye şaşırmıştı. O anlatmıştı masalı, daha bu öğlen, nasıl olur da anlamazdı ki !...

Devamı - YARIN !...

28 Nisan 2010 Çarşamba

Ben Bıraktım Ya, Şimdi O Bana Tutunuyo !...

Aslında bunu daha önce de yaşamıştım.
Ve nedense unutuvermişim böyle olduğunu, hayatın bu şekilde işlediğini.
Ne zaman ki ben bir şeye ölesiye ihtiyaç hissediyorum, ya da sahip olduğumu canım pahasına koruma iç güdüsüyle hareket etmeye başlıyorum, işte o zaman hayatımın dengesi bozuluyor, doğal olarak benim de.
Ama öyle bir an geliyor ki, ya elimdekileri kaybediyorum ve istediklerimi de elde edemiyorum, "Amaaaaannn, neyse ne, önceden de yoklardı, şimdi de yoklar. O zaman da hayat devam ediyordu, bundan sonra da eder herhal !..." diyor ve hayattan gelen herşeyi olduğu gibi kabul etmeye başlıyorum, işte o zaman kendiliğinden oluyor bazı şeyler, ve de kendi iradeleriyle gelmeye başlıyorlar bana..
Galiba formül de bu zaten, daha doğrusu eşitlik aslında bir eşitsizlik aynı zamanda.
Yani x' in hiçbir koşulda y' ye eşit olmadığı, ve x+y' nin de tanımsız olduğu bir durum söz konusu.
Bilmem anlatabildim mi...

22 Nisan 2010 Perşembe

Biri Bana Bir Şey Anlatmaya Çalışıyor Galiba...

Ama ben anlayamıyorum !
Bunca yıldır hiçbir şeyin farkında olmadan nasıl da yaşamışım..
Belki de öyle yaşamaya devam etmek daha güzel olurmuş.
Ama bir kere bu yola girdikten sonra bu yolda çıkamıyor da insan.
Sanki girdiğin yol, mafya yolu...
Onca yıl hiçbir farkındalık kırıntısı bile olmadan, sadece para için, zevk için, başarı için ve de iktidar için mücadele edip durdum.
Ve o mücadelemde de son derece başarılı oldum.
Ne zaman ki hayatta başka şeylerin de varlığı düştü bir kere aklıma,
Hayatım işte o andan itibaren tepetaklak oldu.
Tam anlamıyla hayatımın altı üstüne geldi !
Ve ben henüz hayatımın altının olumlu bir yönünü göremedim.
Ve işte taa o zamandan beri sadece debelenip duruyorum, batmamaya ve boğulmamaya çalışıyorum.
Ama artık yoruldum.
Ve de umudum tükendi.
Sanırım en kötüsü de bu...