Öyle böyle değil, gerçekten müthiş büyük bir güç.
Ama esas zor olan da, o gücün farkına varabilmek zaten.
Zira bizi geriye götüren ve geçmişte yaşadıklarımızla ilgili birileri ya da birtakım olaylarla sürekli olarak hesaplaşma durumunda bırakan o kadar çok git-gel yaşarız ki,
"Şimdi" de kalabilmek ve sadece "Şu an" a odaklanabilmek bizim için aya gitmek kadar zor gelir.
Ama aslında hiç de zor değilmiş,
Hele de Eckhart Tolle' nin kitabını okuduktan sonra...
Gelecekle ilgili hayaller de, geçmiş prangalar kadar tehlikeliymiş meğer...
Ben bir süredir bunun farkında olarak yaşamaya, ve zihnim ne zaman geleceğe gitse ya da geçmişten bir şeyle hesaplaşmaya doğru yönelse, zihnimi izlemeye başladım. Ve işin doğrusu, zihin izlendiğini anladığında gerçekten de bir süre sonra bunları yapmayı bırakıyormuş, daha doğrusu egonun etkisindeki zihin.
Yoksa zihin her zaman için sahip olduğumuz en önemli şey, egonun hakimiyetine girmediği sürece.
Zira zihin çok etkili olmasının yanında aynı zamanda çok da saf.
Artık sabahlar daha bir güzel geliyor uyandığımda,
Geceler de daha bir keyifli.
Yoksa hayatımda değişen pek de bir şey yok aslında.
Ama ne zaman ki bunun farkına vardım,
"Şimdi" mi daha da zenginleştirecek şeyler ardı ardına gelmeye başladı.
Önce "O" girdi hayatıma, ve hala hayatımda.
"O" nunla "Şimdi" daha bir güzel, ve de özel...
Neden yaşıyorum ? Ben neden varım ? Her sabah uyanmak ve güne başlamak için iyi bir nedenim var mı ? İşte bütün bu sorular kafamda dans ededursun, ben yaşam amacımı bulmak için çıktım bir yolculuğa. Bu sebeple de yazıyorum işte öyle, içimden geldiğince ve de dilim döndüğünce...
29 Temmuz 2010 Perşembe
22 Temmuz 2010 Perşembe
E Kararsızsızlık Da Bi Yere Kadar !...
Her dakika başka bir karar anı,
Sürekli yepyeni yol ayrımları...
Çoğu zaman sanki hayatımızın en önemli kararıymış gibi bizi heyecanlandıran,
Bazen de vermekle hayatımızda hiçbir şeyin değişmeyeceğinden son derece emin olunan,
Ama sonuçta öyle ya da böyle aslında hayatımızın yönünü milim milim de olsa değiştiren kararlar.
Ve biliyoruz ki aslında o çok da önemsenmeyen milimler sonunda toplanınca kilometreler ediyor.
Ve arada bir durup bakmayınca nerede olduğunuza,
O kadar kilometreyi geri dönmek de pek bir anlamsız geliyor.
Ama sonuçta o da yeni bir karar,
Ve geri dönmek de seçimlerden sadece biri...
Sürekli yepyeni yol ayrımları...
Çoğu zaman sanki hayatımızın en önemli kararıymış gibi bizi heyecanlandıran,
Bazen de vermekle hayatımızda hiçbir şeyin değişmeyeceğinden son derece emin olunan,
Ama sonuçta öyle ya da böyle aslında hayatımızın yönünü milim milim de olsa değiştiren kararlar.
Ve biliyoruz ki aslında o çok da önemsenmeyen milimler sonunda toplanınca kilometreler ediyor.
Ve arada bir durup bakmayınca nerede olduğunuza,
O kadar kilometreyi geri dönmek de pek bir anlamsız geliyor.
Ama sonuçta o da yeni bir karar,
Ve geri dönmek de seçimlerden sadece biri...
7 Temmuz 2010 Çarşamba
Her Yol Gideceğimiz Yere Çıkıyorsa Eğer, Ne Gerek Var Derde Tasaya...
Gel de buna inan, ve de hayatını buna göre yaşa.
Bırakmazlar ki, mümkün değil ki...
Her kafadan ayrı bir ses çıkar,
"Yanlış yapıyorsun, gidilecek yol değil seninki" diye.
Onlarla kalsa, iyi.
Bir de kafanın içindeki sesler var ki,
Onlar tamamıyla sana bildiğini de unutturacak cinsten ve de şiddettendir.
İşimiz zor, hem de çok zor.
Yapacak çok şey, gidecek çok yol var.
Bilmek gerekense, bunun için bolca da zaman var...
Bırakmazlar ki, mümkün değil ki...
Her kafadan ayrı bir ses çıkar,
"Yanlış yapıyorsun, gidilecek yol değil seninki" diye.
Onlarla kalsa, iyi.
Bir de kafanın içindeki sesler var ki,
Onlar tamamıyla sana bildiğini de unutturacak cinsten ve de şiddettendir.
İşimiz zor, hem de çok zor.
Yapacak çok şey, gidecek çok yol var.
Bilmek gerekense, bunun için bolca da zaman var...
6 Temmuz 2010 Salı
Yeniden Hissetmek...
Çok uzun bir aradan sonra eskiden yaptığın bir şeyi yapmanın verdiği heyecan,
Belki ondan da fazla bir mutluluk ve coşku bu aslında.
Bir süredir tatmadığın bir duygunun seni derinden yakalayıp,
Duvardan duvara çarpması,
Ve senin de bundan büyük keyif alman.
Çok garip bir şey bu..
Ama özlemişim, hem de çooookkkk !...
Belki ondan da fazla bir mutluluk ve coşku bu aslında.
Bir süredir tatmadığın bir duygunun seni derinden yakalayıp,
Duvardan duvara çarpması,
Ve senin de bundan büyük keyif alman.
Çok garip bir şey bu..
Ama özlemişim, hem de çooookkkk !...
Görebildiğin Ve Duyabildiğin Her Şeyde Ben Varım - 4.Bölüm
Kalbi yerinden fırlamak üzereydi. Gözlerini açmaya korkuyordu. Neyle karşılacağını bilmemek o birkaç saniyenin sanki saatler kadar uzun geçmesine sebep oluyordu. Sonunda gözlerini hafifçe araladı. Sonra tamamen açtı gözlerini.
- Sen !
- Evet ya, ben ! Ne bekliyordun ki..
- Ama nasıl olur ?
- Ne nasıl olur ?
- Sen orada olamazsın. Ya da ben burada olmamalıyım.
- Biliyorum, bunu kabul etmek herkes için olduğu kadar senin için de zor, ve muhtemelen bundan sonraki birkaç gününü ya da haftanı sadece ve sadece bu anı düşünerek geçireceksin, ve bu zamanlar zor zamanlar olacak. Sana tavsiyem, hiçbir şeyi fazla düşünme ! Bırak herşey olduğu gibi kalsın. Hiçbir şeye olduğundan daha fazla anlam yükleme, çünkü bir yere varamazsın. Ve artık şu gerçeği anla lütfen. "Sen" ve "Ben" biriz, ikimiz de varız. Ama aslında ikimiz birden yokuz. Sadece "Ben" varım, bir de "Sen", ama ayrı ayrı, ama aynı bedende. Anlıyor musun beni ?
- Ben....Ben....Çok yorgunum...Üşüyorum....
- Tahmin etmiştim bunun olacağını, ama artık zamanı gelmişti. Ve bunu artık görmen gerekiyordu. Sen hazırsın Selin.
- Neye hazırım ? Söylediklerinden hiçbir şey anlamıyorum.
- Şimdi anlaman gerekmiyor zaten. Yeter ki söylediklerimi duy, sadece dinleme. Söylediklerimi duyduysan eğer, zamanla herşey olması gerektiği gibi olacak, merak etme. Aslında şu an da herşey zaten olması gerektiği gibi. Sadece sen dönüşüme hazırsın artık.
Karşısındaki kendisinden başkası değildi. Selin, sanki ikiz kardeşiyle konuşuyordu, varlığından o ana kadar haberdar olmadığı, onun birebir aynısı.
Daha bir-iki dakika öncesine kadar duyduğu korku artık yerini tamamen yorgunluğa bırakmıştı. Tek dileği tüm bu olanları bir an önce unutup sadece yatağına yatmak ve günlerce uyumaktı. Ve o anda kapalı gözlerini yeniden açtığında, yatağında yatmakta olduğunu farketti. Peki ama ne zaman yatağına geri dönmüştü ? Yoksa hiç çıkmamış mıydı yatağından ? Aklı iyice karışmış, artık bildikleriyle hissettikleri tamamen birbirine girmişti.
Ve bundan kurtulmanın yolunu bulmaya cesareti yoktu şu anda...
- Sen !
- Evet ya, ben ! Ne bekliyordun ki..
- Ama nasıl olur ?
- Ne nasıl olur ?
- Sen orada olamazsın. Ya da ben burada olmamalıyım.
- Biliyorum, bunu kabul etmek herkes için olduğu kadar senin için de zor, ve muhtemelen bundan sonraki birkaç gününü ya da haftanı sadece ve sadece bu anı düşünerek geçireceksin, ve bu zamanlar zor zamanlar olacak. Sana tavsiyem, hiçbir şeyi fazla düşünme ! Bırak herşey olduğu gibi kalsın. Hiçbir şeye olduğundan daha fazla anlam yükleme, çünkü bir yere varamazsın. Ve artık şu gerçeği anla lütfen. "Sen" ve "Ben" biriz, ikimiz de varız. Ama aslında ikimiz birden yokuz. Sadece "Ben" varım, bir de "Sen", ama ayrı ayrı, ama aynı bedende. Anlıyor musun beni ?
- Ben....Ben....Çok yorgunum...Üşüyorum....
- Tahmin etmiştim bunun olacağını, ama artık zamanı gelmişti. Ve bunu artık görmen gerekiyordu. Sen hazırsın Selin.
- Neye hazırım ? Söylediklerinden hiçbir şey anlamıyorum.
- Şimdi anlaman gerekmiyor zaten. Yeter ki söylediklerimi duy, sadece dinleme. Söylediklerimi duyduysan eğer, zamanla herşey olması gerektiği gibi olacak, merak etme. Aslında şu an da herşey zaten olması gerektiği gibi. Sadece sen dönüşüme hazırsın artık.
Karşısındaki kendisinden başkası değildi. Selin, sanki ikiz kardeşiyle konuşuyordu, varlığından o ana kadar haberdar olmadığı, onun birebir aynısı.
Daha bir-iki dakika öncesine kadar duyduğu korku artık yerini tamamen yorgunluğa bırakmıştı. Tek dileği tüm bu olanları bir an önce unutup sadece yatağına yatmak ve günlerce uyumaktı. Ve o anda kapalı gözlerini yeniden açtığında, yatağında yatmakta olduğunu farketti. Peki ama ne zaman yatağına geri dönmüştü ? Yoksa hiç çıkmamış mıydı yatağından ? Aklı iyice karışmış, artık bildikleriyle hissettikleri tamamen birbirine girmişti.
Ve bundan kurtulmanın yolunu bulmaya cesareti yoktu şu anda...
10 Haziran 2010 Perşembe
Görebildiğin Ve Duyabildiğin Her Şeyde Ben Varım - 3.Bölüm
Odasının kapısından evin holüne doğru bir adım attı Selin, ve tekrar içeriden gelecek sesleri dinlemeye çalıştı.
Çıt çıkmıyordu. Bir gariplik vardı. Her gece uykusunun en yoğun şekilde bastırdığı zamanlarda tam uyuyakalacağı sırada mutlaka birtakım sesler çıkardı, ve Selin büyük bir panikle yatağında uyanırdı. Am bu gece, tam şu anda hiç de öyle değildi.
Cesaretini toplayarak hole çıktı, iki adım daha attı, tuvaletin kapısına gelmişti. Gözlerini karşıdan hiç ayırmadan kulağını tuvaletin kapısına dayar gibi yaptı. Hiç ses yoktu. Tekrar doğruldu, ileriye doğru üç adım daha attı ve bu sefer de mutfak kapısına geldi. Artık salon kapısıyla arasında yalnızca iki adımlık bir mesafe kalmıştı. Mutfakta da hiç ses yoktu. Buzdolabı bile sanki sessizliğe ayak uydurmak için ses çıkarmıyor gibiydi. Mutfak kapısının hemen karşısındaki evin giriş kapısına gözü takıldı bir anda Selin' in. Selin eve girdiğinde her zaman anahtarıyla evin kapısını bir tur kilitler, üzerine de zinciri takardı. Ama o anda farketti ki, zincir takılı değildi. Bu durum Selin' in nabzının daha da hızlanmasına sebep oldu. Artık elleri terlemeye, ayakları ise korkudan üşümeye başlamıştı. O anda ne yapacağını düşünmeye çalışıyor, ama aklına hiçbir şey gelmiyordu.
Cep telefonu yatak odasında başucunda kalmıştı. Geri dönüp onu almaya ve polisi aramaya kalksa, bu arada çıkaracağı en ufak bir ses başını ciddi şekilde belaya sokabilirdi. O anda salondan hole doğru bir hava akımı hissetti. Sanki içeride rüzgar çıkmıştı, çok hafif bir rüzgar. Hava akımı Selin' in yüzünü yalayarak holün sonuna doğru devam etti. Ve birden çok cılız, incecik bir ışıltı gördüğünü zanneti Selin.
Kapıdan girince salon birkaç adım gittikten sonra sol tarafa doğru dönüyordu. Selin holde mutfak ve evin giriş kapısının tam arasında salon kapısından ise birkaç adım geride durmuş başına neler gelebileceğini düşünmeye çalışıyor, ve bir yandan da artık korku tüm bedenini teslim almaya başlıyordu.
Herşey bir anda oldu !
Nasıl ve ne şekilde olduğunu anlamadan Selin kendini salonun kapısında buldu. Mutfak kapısından salon kapısına doğru attığı o son birkaç adımı hatırlamıyordu bile. Başını çevirdi, ve sola doğru baktı. Salonun en uç köşesindeki sallanan koltuğun üzerindeki ışık yanıyor, sallanan koltuk sallanıyordu...
DEVAMI - bir süre sonra...
Çıt çıkmıyordu. Bir gariplik vardı. Her gece uykusunun en yoğun şekilde bastırdığı zamanlarda tam uyuyakalacağı sırada mutlaka birtakım sesler çıkardı, ve Selin büyük bir panikle yatağında uyanırdı. Am bu gece, tam şu anda hiç de öyle değildi.
Cesaretini toplayarak hole çıktı, iki adım daha attı, tuvaletin kapısına gelmişti. Gözlerini karşıdan hiç ayırmadan kulağını tuvaletin kapısına dayar gibi yaptı. Hiç ses yoktu. Tekrar doğruldu, ileriye doğru üç adım daha attı ve bu sefer de mutfak kapısına geldi. Artık salon kapısıyla arasında yalnızca iki adımlık bir mesafe kalmıştı. Mutfakta da hiç ses yoktu. Buzdolabı bile sanki sessizliğe ayak uydurmak için ses çıkarmıyor gibiydi. Mutfak kapısının hemen karşısındaki evin giriş kapısına gözü takıldı bir anda Selin' in. Selin eve girdiğinde her zaman anahtarıyla evin kapısını bir tur kilitler, üzerine de zinciri takardı. Ama o anda farketti ki, zincir takılı değildi. Bu durum Selin' in nabzının daha da hızlanmasına sebep oldu. Artık elleri terlemeye, ayakları ise korkudan üşümeye başlamıştı. O anda ne yapacağını düşünmeye çalışıyor, ama aklına hiçbir şey gelmiyordu.
Cep telefonu yatak odasında başucunda kalmıştı. Geri dönüp onu almaya ve polisi aramaya kalksa, bu arada çıkaracağı en ufak bir ses başını ciddi şekilde belaya sokabilirdi. O anda salondan hole doğru bir hava akımı hissetti. Sanki içeride rüzgar çıkmıştı, çok hafif bir rüzgar. Hava akımı Selin' in yüzünü yalayarak holün sonuna doğru devam etti. Ve birden çok cılız, incecik bir ışıltı gördüğünü zanneti Selin.
Kapıdan girince salon birkaç adım gittikten sonra sol tarafa doğru dönüyordu. Selin holde mutfak ve evin giriş kapısının tam arasında salon kapısından ise birkaç adım geride durmuş başına neler gelebileceğini düşünmeye çalışıyor, ve bir yandan da artık korku tüm bedenini teslim almaya başlıyordu.
Herşey bir anda oldu !
Nasıl ve ne şekilde olduğunu anlamadan Selin kendini salonun kapısında buldu. Mutfak kapısından salon kapısına doğru attığı o son birkaç adımı hatırlamıyordu bile. Başını çevirdi, ve sola doğru baktı. Salonun en uç köşesindeki sallanan koltuğun üzerindeki ışık yanıyor, sallanan koltuk sallanıyordu...
DEVAMI - bir süre sonra...
4 Haziran 2010 Cuma
Bugünü Pas Geçmek Istiyorum...
Aslında ben de istemiyorum böyle olmasını.
Bu kadar değişken bir ruh hali nasıl yoruyor, anlatamam.
Bir gün uyanıyorum herşey tozpembe, hayat çok güzel, insanları seviyorum.
Ama o gün bitiyor, yatıyorum kalkıyorum, bir bakıyorum öyle bir gün başlamış ki,
O günü pas geçmek mümkün mü acaba diye sormak istiyorum.
Hayır, eğer böyle bir hakkım varsa, ben pas diyorum !
Ama sanırım yok, zira şimdiye kadar hiç pas geçmedi...
*******
Dün bir arkadaşımla kahve içiyorduk, o söyledi :
"Sen herşey düzelsin diye bir kıvılcım bekliyorsun,
Ama öyle bir şey yok, biliyorsun değil mi ?" diye...
Gerçekten yok mu ?
N'olur biri ya da birileri olduğunu söylesin...
*******
Tam bir yıl olmuş, işi gücü bırakıp "istirahat"e çekilmem.
Ve bu bir yıl nasıl çabuk geçti, hiç farkında bile değilim.
Bu iyi bir şey de olabilir, ya da kötü bir şey de.
Nereden baktığınıza göre değişir.
Ileriye doğru baktığımda, bu geçmi bir yıl beni korkutuyor,
Çünkü o bir yılda pek çok şey oldu, pek çok değişik tecrübe yaşadım.
Ama artık ileriye doğru gitmek, artık hayatımı kazanabilmek için yeniden bir şeyler yapmaya başlamak gerektiğini hatırlatıyor.
Geriye dönüp o bir yılı şöyle gözümün önünden geçirdiğimde ise,
"Iyi ki yapmışım !" diyorum...
Bu kadar değişken bir ruh hali nasıl yoruyor, anlatamam.
Bir gün uyanıyorum herşey tozpembe, hayat çok güzel, insanları seviyorum.
Ama o gün bitiyor, yatıyorum kalkıyorum, bir bakıyorum öyle bir gün başlamış ki,
O günü pas geçmek mümkün mü acaba diye sormak istiyorum.
Hayır, eğer böyle bir hakkım varsa, ben pas diyorum !
Ama sanırım yok, zira şimdiye kadar hiç pas geçmedi...
*******
Dün bir arkadaşımla kahve içiyorduk, o söyledi :
"Sen herşey düzelsin diye bir kıvılcım bekliyorsun,
Ama öyle bir şey yok, biliyorsun değil mi ?" diye...
Gerçekten yok mu ?
N'olur biri ya da birileri olduğunu söylesin...
*******
Tam bir yıl olmuş, işi gücü bırakıp "istirahat"e çekilmem.
Ve bu bir yıl nasıl çabuk geçti, hiç farkında bile değilim.
Bu iyi bir şey de olabilir, ya da kötü bir şey de.
Nereden baktığınıza göre değişir.
Ileriye doğru baktığımda, bu geçmi bir yıl beni korkutuyor,
Çünkü o bir yılda pek çok şey oldu, pek çok değişik tecrübe yaşadım.
Ama artık ileriye doğru gitmek, artık hayatımı kazanabilmek için yeniden bir şeyler yapmaya başlamak gerektiğini hatırlatıyor.
Geriye dönüp o bir yılı şöyle gözümün önünden geçirdiğimde ise,
"Iyi ki yapmışım !" diyorum...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)